dericeketli
bir şehri terketmek!


tek etmeye ben ilk olarak 270 günlük iken başladım. 7 sene sonra tekrar terk edip memleketime döndüm. bu kısımları biraz fason.


aradan 7 yıl geçti memleketimi terk ettim. 4 yılımı türkiye'nin en güzel şehirlerinden birinin aşıklar caddesi'ne vuran dalgalarına, yalı kahvehanesine, kalesinin burçlarına, koylarına, ceza evine ve rüzgarlarına verdim. ayrılırken soğuk bir şehirler arası otobüsünün 12 numaralı koltuğunda bir bilanço çıkardım. götürdükleri getirdikleri ile ta*ak geçer seviyedeydi.


otobüs perona yaklaştığında başka bir şehrin sıcak sabahındaydım. yeni bir şehir, yeni umutlar, yeni bir hayat, yeni insanlardı. "dı" ama. olmadı. yetmedi. 6 sene geçti aradan. oturup geriye baktığımda şehrin sahip olduğu travertenler gibi bembeyaz olarak getirdiğim defter sıcak bir eylül akşamının yıldızlarla bezenmiş karanlık gökyüzü gibi simsiyah.


bu süreçte olan en kötü şey ise bir yere ait olma duygusunun benlikten silinmesi. memleket? hayır değil! yalı kahvehanesi? kahvaltı yaparken martılara simit atmak çok güzel ama o da değil. travertenler? turistlerden ötürü bozdular artık. e ne olacak o zaman? başka bir şehirler arası otobüsünün henüz numarası belli olmayan koltuğunda su istediğim muavinin küfreder bakışları arasında başka bir şehrin sabahına merhaba demek için otururken düşüneceğim ne olacağını. işin açıkçası farkeden pek de bir şey olmayacak. bu bir kısır döngü dönüp duracak.


ama kulağımda hep aynı şarkı tınlayacak.


ardımda bırakıp

gül çağrısını

ayrılık anı bu sisli şarkıyı

ırmaklar gibi akıp uzun uzun

terk ediyorum bu kenti

ah ölüler gibi.

Yorumlar