1049
rastlantısal bir şey yoktur ama bu sayfaya ben rastlantısal bir şekilde geldim. tabii her şeyi gören tanrılar tüm olasılıkları öncesinde bildiğinden istatistiksel olarak bu siteye gireceğimi biliyorlardı.

bense rastlantısallık üzerinde duruyorum hala. çünkü herhangi bir tanrının gözlerinden bakamıyorum bu evrene.

sayfanın başında henüz gönder butonu çıkmazken "içini dök..." yazıyor ulan. İçimi dökeyim dökmesine de, içim buraya sığmaz birader. karakter sınırlaması var mı bilmiyorum gerçi. yoktur diye deneyeceğim şansımı. ona göre yazıyorum bakalım.

çakılı kalmak nedir bilir misiniz? hani bir yere, bir zamana ve bir boyuta sıkışıp bütün boyutlardaki bütün zaman dilimleri bir kaplanın bir ceylan yavrusuna atladığı sürede geçip giderken siz oradasınızdır. yanınızdan insanlar, araçlar, ormanlar, binalar ve hatta galaksiler yükselirken siz milim kıpırdamamışsınızdır. İşte bu kısmen de olsa çakılı kalmaktır.

üniversitenin ilk yılını hatırlıyorum. elimde bi valizle geldim bu şehre. İçime sığanlar valizime sığanlardan küçüktü. okulun heyecanı özgür olmaktan ibaretti. okul planların biraz gerisindeydi. dersleri verirdik her türlü ve acelesi yoktu da.

neyse o gündü işte, yani yeni otogarın daha eski otogar olmadığı o gün; otobüsün koltuğundan inip bu şehre ayak bastığımda "çok fazla durmam burada" dediğimi hatırlıyorum. halbuki o gün buraya çakılmıştım. şimdi baktığımda halime gülüyor gibiyim.

üniversite şey gibiydi. çocukluk çağında lunaparkta sınırsız jetonunuzun olduğunu düşünün. hah işte öyle. çarpışan arabaların hep çarpıştığı, atlı karıncaların hep döndüğü bir dünyaydı üniversite.

çok içtik, cozuttuk ve çokça sarhoş olduk. İsimleri hatırlamadık, numaraları kaydetmedik ve en dibe vurduğumuz, en "gel valla öpücemm" moduna girdiğimiz anda en çok canımızı yakanları aradık. üniversite başlı başına dev bir lunaparktı inanın ve biz o lunaparkta çokça jeton harcadık.

hepsinden öte yalnızdık anasını satayım. çokça arkadaş, çokça ilişki, sınırsız alkol, bitmeyen eğlenceler, partiler ve en sonunda gün ağarırken gözümüzü kapattığımızda en az dün kadar, hatta bu yolun en başı olan otogar kadar yalnızdık. çok dindar arkadaşlar "haşa sümme haşa yalnızlık yalnız o'na mahsustur" demesin. sonuçta hangi zihniyet, hangi algı, hangi sevgi, nefret, üzüntü, sevinç sonuna kadar birbiriyle uyuşuyor ki? her şeyin en sonunda yalnızsın boş yere inkar metotları türetme başıma.

şimdi baktım da aradan çokça sene geçmiş ve hala yalnızız. bir tek şahsım adına konuşmuyorum. hepiniz adına, hepimiz adına konuşuyorum. bir taş kadar soğuk ve yalnızız. İnsanlara kendimizi açamıyor, kendimizi yeterince ifade edemediğimizi düşünüyoruz. sürekli yanlış anlaşılma korkusundan, rastlantısal olarak biriyle oluşabilecek bir geleceği var olmadan yok olma yoluna sokuyoruz.

neyse sözün özü diyeceğim o ki; burası dev bir lunapark ve sınırsız jetonunuz varken hangisine binsem tereddütünde, lunapark sezonunu kapatmayın. uğraşın, deneyin ve eğlenin. İlk gün geldiğinizden daha kalabalık gidin.

son olarak bir not ekleyeyim hem kadınlara hem erkeklere yönelik: beyler bayanlar, biri size baktı, sizinle konuştu, size bir şey sordu diye sizinle bir şeyler yaşamak zorunda değil. bunu bilerek yaşayın ve insanlarla iletişimi koparmamaya çalışın hemcins veya karşı cins ayırt etmeden.

bir not daha: ulan başı iyi gibiydi de sonu kitap gibi oldu, eğitim belgeseli gibi oldu. aldırmayın siz bana. kaç yaşına gelmiş insanlarsınız. doğruyu yanlışı en az benim kadar iyi bilirsiniz siz.

Yorumlar

lightyagami
gerçekten bu platformdaki en iyi yazıydı belki de.teşekkürler sana iyi yürekli insan 😁
anonim
ne güzel yazmışsın be
anonim
etkilendim