MoruK ☑️
ölürsün , kelimeler ağzının içinde yanarda konuşamazsın , tam dökülmeye başlarsın yinede susarsın ya..insanlar anlamazlar ya boşalan kadehlerin aslında sözlerin olduğunu..İşte o zaman yalnızsındır hemde yapayalnız..sonra sevmeye başlarsın belki yalnızlığını ya da yalnızlığının anlamını anlamaya çalışırsın yine de bulamazsın ya nedenlerini.. tekrar başlarsın düşünmeye , haykırmaya..ama yine çıkmaz sesin sen sadece boş bir kadehsin.. kırılıp dökülmeyi seversin,hatta anlamasan bile şiirler dinlersin.ölüm denen şeyin şehveti içini doldururken o şehvete kapılıp gidemezsin..tek yaptığın tüm hislerini kaybedercesine beklemek olur..peki ya ölüm denen şey gerçekten varken sen aslen kimsin ?
1049
gece gece aklıma nereden geldi bilmiyorum ama tam uykuya dalmak üzereyken uykumu kaçırdığı kesin.
yıllar öncesinde başımdan geçen ve belki de dünyanın en absürt olaylarından birisi sayılabilecek bir olayı sizlere itiraf etmek istiyorum.
senenin 2006 olması lazım. yıllarla ilgili konularda hafızam zayıftır o yüzden tam net ifade edemeyeceğim ama mümkün mertebe 2006 olması lazım. mevsim sonbahardan kışa geçiyordu. nerden hatırlıyorum derseniz eğer, tüm olayın başlangıcının bir mont olduğunu anımsıyorum.
o dönemde mevcut olan kız arkadaşımla kavga etmiştim. bir arkadaşımla dertleşmek için sürekli takıldığımız bi parka doğru ilerledim. marketten sigara bira vs aldım ve arkadaşı bekliyorum.
mesaj geldi aşağı yukarı 10 dakika sonra. ben gelemiyorum dedi arkadaş.
İyi dedim açtım biramı, yaktım sigaramı. nokia marka 6600 telefonum vardı. bilenler bilir. çıktığı günden itibaren 3-4 sene boyunca rakipsiz gibi bir şeydi. telefondan bir müzik açtım. o anda ne dinlediğim konusunda en ufak bir fikrim yok şu an. ancak müzik zevkimi düşününce muhtemelen zevksiz bir şarkıydı diye tahmin ediyorum.
aradan 20-30 dakika geçti geçmedi ki parka bi kız geldi. benimle yaşıt esmer hoş biri. yanına oturabilir miyim dedi. evet anlamında yana kaydım. o esnada müzik hala çalıyor kulaklığımda. İkinci birayı da açmışım falan.
mevsim geçişi demiştim yukarıda bir yerde. oraya hızlı bir dokunuş yapıp ara vereyim olayın gidişatına. quicksilver marka bir mont almıştım o sene. İçi böyle nasıl diyim kürklü gibi ama kaba saba değil. bayağı zarif, şık ve hafif ama en soğuk kış gecesinde giysen terlersin öyle diyeyim.
hava serince esiyordu ama ben utanmasam terleyeceğim. kafamı çevirdim kıza baktım üşüyor gibiydi. çıkardım montu verdim. İlk etapta geri çevirdiyse de ısrarıma dayanamayıp teşekkür ederek sırtına almayı kabul etti.
aramızda gram muhabbet yok tabi bu arada. bankta yan yana oturduğumuz ilk andan beri en fazla 3-5 cümle kuruldu. bunun içerisinde oturabilir miyim ve teşekkür ederim cümleleri de dahil.
filmin koptuğu nokta burada bi yerde başlıyor. kızın üşümesi büyük oranda geçti ve bu mont bayağı sıcak tutuyormuş diyerek anlamsız bir şekilde yanıtladı beni. aslında ben bi şey dememiştim. diyaloglar bile absürt bir hal alıyor.
o sıralar kızın bir arkadaşı denk geldi. ayaküstü konuştular derken arkadaşı uzaklaştı. kız da kalkar gider diye düşünüyordum ama olmadı. oturmaya devam etti.
aynı anda ben de telefonumu kurcalayıp bi yandan da müzik dinlemeye devam ediyorum. tüm olup bitene kayıtsızım yani. neden sonra telefon bakabilir miyim 6600 mı o? sesiyle irkildim. tabii dedim. uzattım telefonu. menüye göz attı. güzelmiş dedi. müzik oynatıcıyı açtı derken bu şarkıyı çok severim dedi. sol kulaklığı uzattım dinlemesi için.
üşümüyorsun değil mi? diye sordu. hayır dedim. üşümüyorum. yalan yok harbiden de üşümüyordum. oysa üşüsem bile üşüyorum der miydim? o an bunları düşünecek vaktim olduğunu zannetmiyorum.
İşte tam bu anda üşümüşsündür diyip iyice sokuldu. kafamı çevirmemle dudak dudağa gelmemiz bir oldu. belki çok çok iki santim mesafe kalmıştır. İnanın bilinçli yapmaya kalksan öyle bir an denk gelmez. İlk defa göz göze geldiğimiz andı sanırım. sonra sıcak nefesini yüzümde hissettim ve tam o an öpüşmeye başladık.
samimi söylüyorum ömrümde böyle öpüşmemişimdir. hani banktaymışız, parktaymışız falan gram umrumda değildi. İlk defa böylesine bir şekilde aklım başımdan gitmişti. belki alkolün etkisidir kim bilir.
neyse buraya erotik hikaye anlatmaya gelmedim. sonrasında baş başa kalabileceğimiz bir yere gidip oradan da evlere dağıldık. ayrılmadan hemen önce son kez dudağımdan öpüp tanıştığıma memnun oldum diyerek uzaklaştı.
adını bile bilmediğim bu kızla bu olaydan iki yıl sonrasında tesadüfi denk geldik. kısa bir göz temasıyla gülümseyip uzaklaştık.
tabi ben o 2 yıllık süreçte bira ya da sigara ekstradan katkı maddesi olabileceğini veya şizofren olabileceğimi düşündüm. sonuçta nereden bakarsan bak oldukça spontane ve saçmasapan gelişen bi olay örgüsü vardı. 2 yılın sonunda ancak idrak edebildim olayın gerçekliğini.
Alfhonso
kaybettiğim şiirlerimin bir kısmını buldum. belki de sebepsiz mutluluk ama olsun
Akif Yanbak
abi niye burayı kullanıyorsunuz ? sizi buraya çeken ne? reklam desen yok, googleda arasan belki çıkarız. napıyonuz lan burda
muhafazakar badboy
ev arkadaşım sarkı söyleyemiyor sesi bok gibi benim gitarı gördükten sonra odanın dışında ufaktan şarkı söylemeye başladı bigün sopayla dövücem aq, gel çalıyim söyle diyorum belki hevesini alınca keser diye onuda yapmıyo utanıyo falan hey allam
1049
"belki iki adım öteye gidemeyecek kadar acizken
sen çoktan evlenip çoluk çocuğa karışacaksın
bilmiyorsun seni benden başka kimse parmak uçlarından göğe çıkaramaz"

o günden bugüne 9 yıl 4 ay 2 gün geçmiş. ne kadar da hızlı akmış zaman.
Bülent
"adalet pezevengin elinde." dediler silahımı kuşandım
ve
genel evi bastım ben!
bu siteye kayıt olduğumda okula yeni başlamıştım. bu sene lisans eğitimim bitiyor. ne çok şey değişti ama bazı şeyler aynı kaldı. belki buralarda gözükürüm biraz daha. ee nasılsınız?
Aldebaran 🌟
size aşağıdaki şarkıyı bırakıp gidiyorum. normalde uzun uzun yazdığım yazılarla bilinirim bizimkiler tarafından. belki burada da yazmışımdır üç beş tane öyle yazı ama şu an hatırlamıyorum. nedense içimden uzun uzun da yazmak gelmiyor artık. duygusuzlaştım arkadaşlar. doktorlar dizisinin o minnoş göğsünde kartal dövmesi olan ömer’in öldüğü sahnede gözyaşı dökemeyen bir varlık oldum çıktım. ciğerimi sökercesine ağlardım oysaki ben. olmuyor. yaş ilerledikçe bir umursamaz oluyorsun sanırım. napalım? kendimizi de böyle kabul edelim. okul başlayacak ama benim derdim okul olmadı. bu yaz çok fazla arkadaşsızlığın yalnızlığını hissettim. özellikle eşşek kardeşlerim arkadaşlarıyla çarşılara giderken bu duygu baya yokladı beni. abi ben mi dedim iki yüzlü olun da sktirin gidin hayatımdan diye? belki sktirip gitmelerini söylemiş olabilirim ama iki yüzlü olmak onların seçimiydi. siz insan oldunuz da ben sizi sildim sanki. hıh. aaa hakkını yemeyeyim ama beş sene sonra liseden arkadaşla buluştuk. o da onun istemesiyle. buluşmasam da olurmuş. darlandum da darlandum. denizli az sal beni. teşekkürler, kapanış.

alyazmali
bu kadar yalnız hissedeceğimi hiç düşünmezdim.kalabalıklar içinde hep yalnız hissettim belki ama derdimi bu kadar çaresizce anlatamayışım hiç olmamıştı
matmazelle
ya modası geçti belki bunun bilmiyorum. ya da yaşıma uygun olmayabilir.(okulda 7.yılımda, yarında doğum günüm)neyse, bugün tam saat 12 sularında yemekhanede yemek yerken bir çocuk oturdu karşıma ben tam kalkacakken, insan bu kadar mı karizmatik olur. ilk kez konusmak istedim. ve suanda öyle imkansiz bir ihtimal farkındayim ama onu bulma umuduyla her yere yazabilirim. tam kesemedim de ama elinde büyük kartal yüzük vardı. sağ elindeydi. esmerimm ya kader bizi bir kez daha karşılaştırmalı. görmen umuduyla. yemeğim bitmesine rağmen oturdum su falan içtim. saatlerce izleyebilirdim senii 🙈😍
mavibalon
gece...
gece güzeldir. merak uyandırır. çocukken de böyleydi. gece misafir gitmediyse uyumazdık kardeşimle. bi halt olacak sanki. ya da annemle babam orada otururken yatmak ne biliyim, gelmezdi içimden. ama yatılır yani, çocuksun çünkü. ama bigün öyle olmadı. mahallemizden taşınan bi arkadaşım gelmişti ailesiyle beraber. yaz günüydü. yıldızlar o kadar netti ki. güzel bi gece olacak gibiydi, öyle netti. ve biz gece gece hunharca kardeşim ve arkadaşımla bisiklet bindik mahallede. yarıştık falan. gittiğimiz en uzak nokta da 2 elektrik direği mesafesi yoktur belki de. ama çocuksun ya, gece ya. evin önünden oraya (ailen görüyor zaten) gitmek efsane. hem ya köpek çıkarsa. ama sen köpek çıkma ihtimalini göze alarak biniyorsun o bisiklete. ne cesaret o yaşta (9-10) benim gibi bi çocuk için 😅 00:30a kadar bindik belki de o bisikletlere. ne geç saatti benim için. şimdi saat 02:14. çoğu zaman erken geliyor artık bu saat bana. ahh zaman...
mavibalon
bir zaman sonra değişiyormuş insan. takmıyormuş, hissetmiyormuş. İnsanlıktan çıkma halidir belki de. kendini araması gereken yerden daha da uzaklaşıyormuş. serap misaliymişim gözümde, hiçbir şeyim gerçek değilmiş gibi. İçimde sürünüyorum öylece. eşiğe yaklaştım galiba. eşiğe çok yaklaştım. geride bırakacağım şeyin çocukluğum, masumluğum olduğunu gördükçe yıkılıyorum ama boğazıma birisi zamanı ip gibi takmış da zorla çekiyor gibiyim. eşiği geçmezsem ölürüm. ölmemek için yürüyorum. ardıma bakıyorum, bi elvada çekiyorum eski bana, umarım göreceğim şey bu sefer gerçek bendir.

Selam Ziyaretçi

Gördüğüm kadarıyla henüz giriş yapmamışsın! Lütfen giriş yap, bekliyorum :)